toplist 25

Kralalemi






 
fikralar
 
oyunlar
 
resimler
 
yemek tarifleri
 
siirler
 
sozler
 
html kodlari
 



HaSTaLıK

Hastalığın tanımı : Türk Dil Kurumu hastalığın tanımını “Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı” olarak tanımlamıştır.
Genel olarak hastalık bedensel ve zihinsel olmak üzere vücudun çeşitli fonksiyon bozukluklarına denir.
Hastalıkla birlikte uyum içinde çalışan organlarımız görevlerini yerine getiremez veyahut istendiği biçimde yerine getiremez olurlar. Sağlığı bozan ve hastalıklara yol açan etmenler çeşitlilik gösterir.
Hastalığa neden olan çevresel nedenler, kişisel nedeneler ve sosyal nedenler olabilir.
Kalıtımla gelen hastalıklar, çevresel nedenlere bağlı olarak mikrop ve parazitler, dengesiz beslenme, kişisel nedenlere bağlı olarak da duygusal etkenler hastalıklara sebep olabilirler.
Pataloji hastalıkları inceleyen bilim dalıdır.Hastalıkları sınıflandıran bilim dalına ise nozoloji denilmektedir.
Hastalıkların sınıflandırılması ise hastalığın çeşidine, hangi organları etkilediğine, görünüş biçimlerine hangi yaş gruplarını etkilediklerine göre vs göre ayrılmaktadır.

İslamda Organ Bağışı Caizdir midir
 
Türkiye’de organ bağışı konusunda son dönemlerde haklı bilinçlendirme ve bilgilendirmeye yönelik faaliyetler
her ne kadar artmış olsa da organ bağışlayan kişi sayısında ciddi artışlar yaşanmamaktadır.
Bunun en büyük sebeplerinden birisi dini yanlış inanışlardır.
Pek çok yanlış bilgi insanların bu konudaki kafasının karışmasına neden olmaktadır.
İnsanlar organ bağışlamanın günah olduğunu düşünmektedirler.
Türkiye’de Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 6 Mart 1980 tarih ve 196 sayılı kararına göre organ bağışı islam dinine göre
caiz olarak kabul edilmiştir.Ancak insanlarımızın çoğu bu bilgiden yoksun olarak hareket etmektedirler.
Çoğu insan kendi tanıdığı bir din adamına başvurup, din adamının kendi görüşleri hususunda günah olduğuna
inanması durumunda organ bağışından vazgeçmektedir.
Organ bağışının en büyük ve yegane amacı bir insanın hayatını kurtarmaktır.
Ve dinen bununla ilgili en hakiki açıklama da Kur’an-ı Kerim’de Maide Suresi, 32.ayette yapılmıştır:
Bir kişiye hayat vermek, bütün insanlara hayat vermeye eşdeğer sevaptır.”
Bu durumda organ bağışı dinimize göre günah değildir, caizdir.

Hamile Kalmadan Önce Kızamıkçık Aşısı Olun
 
Bilindiği üzere ülkemizde 2006 yılında Kızamıkçık aşısı aşı takvimine girdi ve 2006 yılından itibaren doğumdan itibaren
bireyler kızamıkçık aşısı vuruluyorlar. Ancak 2006 yılından önce doğan kişilerde bu aşı vurulmamış oluyor.
Bu nedenle Anne adayları hamile kalmadan 1 ay önce kızamıkçık aşısını vurulmaları önem arzediyor.
15-49 yaşları arasındaki hamile bayanların bebekleri doğumsal kızamıkçık sendromu için risk grubunda yer alıyor.
Hamilelik sırasında kızamıkçığa yakalanan annelerin bebekleri de etkileniyor.

Antibiyotik Kullanımına Dikkat
 
Mevsim değişikliği birlikte hava şartlarındaki değişiklikler, ısı değişiklikleri havadaki nem değerlerinin değişmesi gibi
etkenlerle birlikte bu günlerde sık sık soğuk algınlıkları ve grip gibi vakaalar görülmekte.
Ancak Uzmanlar bu gibi durumlar için önemle uyarıyorlar. Gelişi güzel ve doktor tavsiyesi olmadığı müddetçe
antibiyotik kullanmayın. Bu gibi durumlarda bilinçsizce kullanılan antibiyotikler yeni yeni enfeksiyonlara
sebebiyet vermekteler. Bilinçsiz sık sık ve kullanılan antibiyotikler vücuttaki mikroorganizmaların direnç oluşturmasına
neden olmaktadır. Bilindiği üzere ise grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklar bulaşıcı ve kişiden kişiye yayılan hatta
kitlesel olabilen hastalıklardır.Grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklarda antibiyotiklere başvurmadan önce ilk yapılması
gereken durum, hasta olacağını yada olduğunuzu hissettiğiniz an doktora gitmenizdir.
Erken tanı önemlidir. Hastalığın ilerlemesine izin vermeyiniz.
Ayrıca bu gibi hastalık durumlarında, bol c vitamini içeren meyveler tüketmek,
istirahat etmek hastalığın atlatılmasında önemli yardımcılardır..

Halk Sağlığı
 
Halk sağlığı tek başına bireyi değil, bireylerin oluşturduğu kitleyi kapsamı içine alan koruyucu ve sosyal tıp uygulamarıdır.
Kentler gibi toplu yaşanan yerlerde insan topluluklarına yönelik koruyucu sağlık önlemleri halk sağlığını ilgilendirir.
Çevredeki zararlı atıkların ve etkenlerin ortadan kaldırılması ( hava kirliliği, sıvı ve katı atıkların etkisiz duruma getirlmesi,
hastalık yapıcı mikroorganizmaların, parazitlerin, sinekler, fareler gibi zararlıların yok edilmesi ), içme ve kullanım sularının
sağlığa elverişli duruma getirilmesi, besin maddelerinin sağlığa uygun olması, radyasyon kaynaklarının denetimi,
gürültü denetimi, başta gelen ölüm ve sakatlık nedeni olan hastalıklarla toplum çapında savaşım, kalıtsal hastalıkların
önlenmesi, yaşam istatistiklerinin hazırlanması ve değerlendirilmesi, halk için sağlık eğitimi, rehabilitasyon çalışmalarının
örgütlenmesi, ve meslek hastalıklarına ilişkin önlemler, bu geniş hizmet alanının sınırları içindedir.
Halk sağlığı uygulamaları resmi sağlık yetkilileri, üniversitelerin halk sağlığı bilim dalları ve belediye gibi kuruluşlarda
çalışan hekimler tarafından yürütülür. Birey ve toplum sağlığını çevresiyle bir bütün olarak ele alan halk sağlığının amacı,
birincil koruma adı verilen koruyucu tıp uygulamalarıdır. Bu uygulamalar toplumun sağlık düzeyinin yükseltilmesini ve
bütün bilimsel ve teknik olanakların kullanılarak Dünya Sağlık Örgütü’nce ‘”iziksel, ruhsal ve sosyal bakımdan
tam bir iyilik hali” biçiminde tanımlanan sağlık durumunun sağlanmasını amaçlar..

Uykusuzluğun Nedenleri
 
Bazı insanlar uykuya dalmakta güçlük çekerler. Uykusuzluğun bu biçimi, genelellikle kolay çözülebilecek basit sorunlardan
kaynaklanır. Odanısın aşırı sıcaklığı, evin görültüsü, yada sokağın gürültüsü,, gündelik sıkıntılar gibi…
Kimi zaman üzerinde yoğun olarak düşünülen bir sorunda uykusuzluğun başlı başına nedeni olur.
Bu tür uykusuzluklarda biraz çaba, uyku sorununçözmeye yardımcıdır.
Uykusuzluğa yol açan neden geçici olabileceği gibi, kalıcı, kişisel bir sorun da olabilir.
Sorunun kökten çözülmemesi insanın yaşam boyu sürecek uykusuzluk nöbetleri ile, karşı karşıya getirebilir.
Kimileri ise uykularını alamadan sabahları erken saatlerde uyanmaktan yakınırlar. Rahatlıkla uyumalarına karşın,
bir süre sonra dinlenemeden uyanıp tekrar uykuya dalamazlar. Bu durum ruhsal bir çöküntünün nedeni ise tedavi gerektirir.
Yanlış rejim uygulamaları, nedeni psikolojik olan iştahsızlıklar, ya da kilo kayına neden olan çeşitli hastalıklar,
yetersiz uykunun nedenleridir.Kilo almak ise tam tersine uzun ve derin uykulara yol açar.
En sık görülen uykusuzluk şekli, aralıklı uykudur. Birçok insan uykusunun sık sık bölünmesinden şikayetçidir.
Bölük-pörçük bir uykunun nedeni genellikle fizyolojik rahatsızlıktır. Prostat büyümesi, ağrılı romatizma,
hamileliğin son dönemlerinde ortaya çıkan idrar kaçırma, eklem yangılanması gibi…
Uyku bölünmesine neden olan rahatsızlığın ortadan kalması uyku düzenini geri getirir.



Yetersiz Uyku Sağlığı Nasıl Etkiler
 
Kuşkusuz bütün insanlar için dinlenecek bir zaman dilimi gereklidir. Uykusuzluk, fizyolojik ve psikolojik sorunları doğurur.
Uykusuzluk ciddi hastalıkların göstergesi olarak ortaya çıkabilir.
Yetersiz uykunun yol açtığı sorunlar arasında : yorgunluk, sinir bzukluğu, unutkanlık başta gelir.
Uykusuzlukla mücadele için uyku ilacı almaktan kaçınılmalıdır. Çünkü bunların zararı geçici yararlarından daha fazladır..

Günde 8 Saat Uyumak Gereklimi
 
DUykunun fizyolojik gerekliliği yaşa göre değişir. Yeni doğan bir bebekgünde 18-20 saat uyur.
Küçük bir çocuk günde 12-14 saat uyur. Ergin bir kişinin günde uyuma süresi 7-9 saat arasında değişirken,
yaşlılarda ise günde en az 5-6 saat uyku gereklidir. İnsan genç olduğu oranda uyku gereksinimi duyar.
Ergin bir kişinin günde en az 5-6 saat uyuması gerekir. 7-9 saat uyku normalidir.
Bazı durumlarda insanların 10 saat uyuması bile anormal sayılmaz.çünkü bu vücut için bir gereksinme olabilir.
Olağan bir gece uykusu 5 evreden geçmektedir. Rüya görmek tavşan uykusu denilen zamanda yaşanır.
ve çoğu kez rüya görüldükten hemen sonra uyanılır. Ya da rüya sırasında.
Uykunun ilk 1-2 saatlik döneminde vücut önemli bir büyüme hormonunu, ardından da kortizon hormonunu salgılar.
Uzun zaman uykusuz kalma sonucu ortaya çıkan bitkinlik, sözü edilen hormonların eksikliğinden kaynaklanır.
İncelemeler, uykularını alamadıklarından yakınan bazı insanların,normal bir insan kadar uyuduklarını göstermektedir.
Bu insanlarderin ve uzun bir uyku düzenleri olmadığı için dinlenemezler.
Sabahın erken saatlerinde yataktan kalkmak zorunda oldukları için uykunun rahatlatıcılığını yaşamazlar..

Fazla Vitamin Almak Hastalıklara Karşı Korurmu
 
Fazla vitamin almanın hastalıklara karşı direnci arttırdığını gösteren kanıtlar yoktur.
Örneğin yüksek dozlarda C vitamini almak yararsızdır. Çünkü vücut gereksinim fazlası vitaminleri dışarı atar.
Fazla vitaminlere vücutta yer yoktur.
Yenilen besinlerle yeterli miktarda vitamin alındığı sürece, vitamin hapı kullanmanın da hiç bir yararı yoktur.
Vitaminin eksikliği bir sorundur ancak fazla vitamin almanın vücut için hiçbir anlamı yoktur.

Kulak Temizliği ve Bakımı
 
Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim sokulmamalıdır.
Dış kulak yolunun zedelenmesi tehlikeli iltihaplanmalara neden olabilir.
Kulağa küpe takarken bunun kulakta allerji yapabileceği bilinmelidir.
Bu nedenle kullanılacak küpelerin allerji yapma özelliği çok az olan altın ya da gümüşten yapılanları tercih edilmelidir.
Klipsi olmayan küpe kullananlar kulak memesinde delik açtırmaktadırlar.
Bu deliği açarken kullanılan delici aracın ve peşi sıra takılan ip ya da halkanın mutlaka mikropsuz olması gerekir.
Aksi takdirde kulak memesinde çok tehlikeli durumlara yol açabilecek iltihaplanmalar görülebilir.
Ayrıca kulak memesine delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı taktirde bugün için çok yaygın hale gelmiş
kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B), AIDS (HIV) gibi, mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır.
Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin
(dövme gibi) tümü için geçerlidir...

Doğru Oturuş Önemlidir
 
Büroda tüm gün sandalyede oturanların diz kapaklarında sorun oluşma oranı artıyor
Oturuş bozukluklarının yanı sıra merdiven inip çıkmak, step yapmak, koşu bandına eğim vererek koşmak gibi hareketler
diz kapağının kaymasına neden olabiliyor. Kayma, dizlerde ortaya çıkan şiddetli ağrı ile kendini belli ediyor.
Ofiste oturma biçiminiz, diz kapağınızda sorun oluşup oluşmayacağının önemli göstergelerinden biri.
Eğer sandalyede bacaklarınızı aralayarak oturuyorsanız, diz kapaklarınızın kaymasına neden olabilirsiniz.
Diz kapağındaki kaymaların, özellikle de ofis çalışanlarının yaygın sorunu haline geldiğini belirten
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Gürbüz, artık erkekler kadar kadınlarda da oturuş şekli
nedeniyle aynı sorunun oluştuğunu söyledi. Prof. Dr. Gürbüz, erkeklerde sık rastlanan,
bacaklarını iki yana açma ve dizlerini yere 90 derecelik bir açıyla kırma şeklindeki oturma biçiminin
kadınlarda da görülmesi nedeniyle her iki gurupta da ‘ağa oturuşu’ olarak tanımlanabilecek bu durumun
diz kapağının kaymasına neden olduğunu vurguladı.
Ağa’ oturuş stili nedeniyle dizin üzerindeki diz kemiğini adeta bir şapka gibi örten diz kapağı,
dış yana doğru kayıyor, kayma diz kapağındaki kıkırdağı yıpratıyor. Bu durumda ortaya çıkan sonuç,
dizlerde şiddetli ağrı. Sorun daha da ilerlerse dizlerde protez uygulaması gerekebiliyor.

Doğru oturuş şekli budur

Bacak bacak üstüne atmak gibi pek çok oturuş şeklinin yanlış olduğuna değinen
Prof. Dr. Hakan Gürbüz, uzun süre sandalyede oturanlar için doğru oturma şeklini şöyle tarif ediyor:
Sırtınız tamamen dik olmalı ve belinizin arkasını küçük bir yastıkla desteklemelisiniz.
Bacaklarınızı kırarak değil, dizinizi kırmayacak şekilde düz ve birleşik uzatmalısınız.
Bu oturuş şekli omurganızı düz tutar ve diz kapaklarınızın zarar görmesini engeller.”

Kapak nasıl hasar görüyor?

Ağa oturuşu gibi oturuş bozukluklarının yanı sıra, merdiven inip çıkmak, step yapmak,
koşu bandına eğim vererek koşmak gibi faaliyetlerin de diz kapağında kaymaya neden olabileceğini söyleyen
Prof. Dr. Hakan Gürbüz sözlerine şöyle devam ediyor: “Tüm bunlar diz kapağı kemiğine ve ekleme, sorun çıkarıyor.
Günlük yaşamda hep ağa pozisyonunda oturuyoruz. Bacaklarımızı açarak oturmamızın sonucunda,
iç taraftaki kaslar uzuyor, dıştaki kaslar ise kısalıp kalınlaşıyor. Diz kapakları da yerine oturdukları vadiye
benzer yapıdan çıkarak dışarı doğru kayıyor. Arabanın silindir ve pistonu gibi, diz kapağının her bükülmesi
sırasında kapak kemiği vadiye benzeyen ve diz kapağının oturduğu yapıya girip çıkıyor.
Bunun sonucunda dizimizin ön dış yüzünde ciddi ağrılar oluşuyor.”

Uzun yolculuklar ağrıları artırıyor

Bu ağrılar özellikle de koşarken ortaya çıkıyor. Koşma sırasında diz kapağı hızlı ve güçlü bir şekilde
içine oturması gereken vadiye benzer alana girip çıkınca sorun daha da artıyor.
Merdiven inmek çıkmak bu insanlara sorun yarattığı gibi arabada uzun süre oturmak,
uuçakta hareketsiz kalmak uzun yolculukları çok ağrılı hale getirebiliyor.



Ameliyata uzanan süreç

Diz kapağındaki kayma, aniden ortaya çıkmıyor. Zaman içinde başlayıp ilerliyor.
Prof. Dr. Gürbüz, bu süreci şöyle anlatıyor: “Diz kapağının sağında ve solunda yer alan pilika denilen bir kılıf var.
Her dizi büküp açmada bu pilika tabakası adeta dizdeki kıkırdağı zımparalıyor.
Bunun üzerine kıkırdak yapı hasar görüyor, kıkırdağın üstünü soyuyor, döküyor. Daha çok 30´lu-40´lı yaşlarda
görülen bu sorunlar nedeniyle ciddi ağrılar ortaya çıkıyor. Kıkırdağın beslenmesi için gereken sıvının,
yüzeyi ıslatması önem taşıyor. Diz bükülüyken pilika kıkırdağın üstünü örtüyor, sıvının kıkırdağı ıslatmasını önlüyor.
Balığı sudan çıkarmak gibi, yaşamsal aktivitesi engelleniyor. Bu nedenle diz kapağının vadiye düzgün
oturmasının sağlaması ve pilika denilen yapının da ekleme zarar veren
ssürtünme ve örtme etkisinden korunmak için temizlenmesi gerekiyor.

Dizi bükmek, eğim vererek koşmak, uzun oturmak yasak!

Bu sorunları yaşamasına rağmen ameliyat olmak istemeyen kişilerin dizini bükerek oturması, bir
merdiven inip çıkması, spor salonunda koşu bandına eğim vererek koşması var olan sorunu daha da
şiddetlendirebiliyor. Yapılacak her hareket, dizdeki ağrıları artırıyor.
Ancak normal tempoda yürüyüş yapmak zarar vermiyor.

Çözüm, ameliyat!

Dizdeki bu sorun mekanik olduğundan tedavisinin de mekanik olduğuna değinen
Prof. Dr. Hakan Gürbüz, “Eğer evinizin tavanı her ay akıyorsa, siz de aktıkça temizletip
boyatıyorsanız sorunu çözümlemiş olmuyorsunuz. Diz kapağı sorunlarında ilaç almak ya da
başka önlemler sorunu çözümlemiyor. Sorunun derecesine göre ya artroskopik cerrahi ya da klasik
cerrahi uygulamak gerekebiliyor.” diyor. Artroskopi ile diz kapağının dış yana taşması yerine oturtuluyor,
pilika adı verilen yumuşak dokular ve yıpranan kıkırdak temizleniyor. Artroskopiden sonra yaklaşık
10 gün boyunca dizde şişlik oluyor. Ancak kişi 3-4 hafta sonra normal hayatına dönebiliyor.
Eğer soruna karşı hiçbir önlem alınmazsa, diz kapağı kireçlenmesi oluşuyor.
Bu durumda protez cerrahisi yapılıyor, büyük protez konulmuyor, sadece diz kapağının içi protezle değiştiriliyor.
Diz ağrısıyla kendini belli eden ve ameliyata uzanan bu sürecin önemine dikkat çeken ve dizde ağrı görülmesinin
bir sinyal olarak algılanması gerektiğini belirten
Prof. Dr. Hakan Gürbüz ağrıların, ağrı kesici ilaçlarla geçiştirilmemesi gerektiğini vurguluyor...

Çocuklarda Geç Konuşma Nedeni

B12 vitamini eksikliği geç konuşma nedeni

Beslenmedeki yetersizlikler sonucu ortaya çıkan B12 vitamini eksikliğinin, özellikle çocuklarda nörolojik
bozukluğa neden olduğu bildirildi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Hematoloji Bilim Dalı’nda görevli Uzman Dr. Birol Baytan; beyin gelişimi için son derece önemli olan
B12 vitamininin vücutta üretilemediğini, bu nedenle dışarıdan, özellikle hayvansal gıdalarla alınması
gerektiğini dile getirdi. B12 vitamininin kırmızı et ve yumurtada yoğun olduğunu anlatan
Dr. Baytan; B12 eksikliğinin çocukların büyüme ve gelişmelerinde ve yürüme, konuşma ya da oturma
gibi fonksiyonlarında gecikmeye neden olduğunu söyledi...