toplist 25

Kralalemi






 
fikralar
 
oyunlar
 
resimler
 
yemek tarifleri
 
siirler
 
sozler
 
html kodlari
 



Çocuk Felci – Çocuk Hastalıkları

POLİOMİYELİT-ÇOCUK FELCİ:

Poliomiyelit, oldukça yaygın, virüs kaynaklı bir bulaşıcı hastalıktır.
Hastalık geniş bir belirti ve etki alanına sahiptir. Ancak belirtiler arasında en ciddi olanlar, merkezi sinir
sistemindeki hastalığa ait bozukluklardan kaynaklananlardır. Poliomiyelit yalnız insanlarda görülmektedir.
Hastalığın etkeni RNA grubundan “Pikoma virüs” ailesine ait “Poliovirüs” adlı virüslerdir. Üç tip poliovirüs vardır.
Bunlar “Poliovirüs Tip I” (Brunhilde), “Poliovirüs Tip II” (Lansing) ve “Poliovirüs Tip III” (Leon) olarak adlandırılırlar.
Poliovirüsler-den bir tipine karşı kazanılan bağışıklık, öteki tiplere karşı da bağışıklık sağlamaz.

Tentürdiyot, zefiran, alkol, ultraviyole ışınları gibi dezenfektan maddeler poliovirüsü öldürmezler.
Virüs pis sularda, lağım suyunda ve berrak suda 4 ay canlı kalabilir.Virüsü taşıyan herkesin hastalanması kesin
değildir.İşte bu gibi kişiler, yani virüsü taşıdığı halde hastalanmayan kişiler, virüsün başkalarına bulaşmasında
çok önemli rol oynarlar. Virüsü taşıyan insanların dışkısında virüse rastlama olasılığı yüksektir.

Çocuk Felci Neden Olur

Zaten hastalık da sindirim kanalı çıkartıları yoluyla başkalarına bulaşmaktadır. Yani hastalığın bulaşması,
Fiko-Oral bulaşma” denilen dışkı-ağız bulaşma zinciri biçimindedir. Virüsü içeren dışkının ellere ya da besinlere
bulaşması, daha sonra da bu kirli besinlerin ya da kirli ellerle tutulan besinlerin yenmesiyle virüs insanlara bulaşır.
Virüs sindirim kanalına girdikten sonra önce geniz ve/veya incebağırsak epitel hücreleri içinde çoğalır ve
buradan da kana karışır. Kana karışan virüslere karşı vücudun bağışıklık sistemi tarafından antikorlar hazırlanır.
Virüs daha sonra sinir sistemine geçer. Genel kanıya göre virüs, beynin
“Medulla oblongata” adlı bölümünden merkezi sinir sistemine bulaşmaktadır.

Bazı araştırmacılar virüslerin sinir liflerinden de sinir sistemine bulaştıklarım ileri sürmektedirler.
Virüs bir kez sinir sistemine girerse ondan sonra sinir lifleri içinde yol alarak vücuda yayılır.
Virüsler sinir sisteminde adeta güvenlik içindedirler, çünkü burada vücudun ürettiği antikorlardan korunurlar.

İnsanların|poliomiyelite karşı duyarlıkları bulaşmanın gerçekleştiği anda kişinin antikorlarıyla verebileceği
yanıta bağlıdır. Eğer virüse karşı yeterli antikor üretilmişse bulaşmaya karşın hastalık gelişmez.
15 yaşına gelen kimselerin hemen hemen tümü virüsle karşılaşmış gibidir.
Bu karşılaşmaların pek azında hastalık gelişmektedir. Çünkü insan organizması virüsü aldığında ona karşı
antikor üreterek, hastalık gelişmesini önlemeye çalışmaktadır.
Virüs vücuda girdikten sonra 3-35 günlük bir kuluçka devri geçirir. Kuluçka devri % 80 vakada 6-20 gün
sürmektedir.Poliomiyelit infeksiyonu başlıca 4 ayrı klinik biçiminden birini gösterir.
Bunlar en hafifinden en ağırına doğru şöyle sıralanırlar:

1} Belirtisiz infeksiyon
2) Hafif hastalık
3) Felçsiz poliomiyelit
4) Felçli poliomiyelit

Bu 4 durumu ayrı ayrı ele alacağız.

1) Belirtisiz infeksiyon: Poliomiyelit infeksiyonların yaklaşık % 95′i bu biçimdedir.
Viriis bulaşmasına karşın, kişide hastalık belirtileri gelişmez. Başka bir anlatımla kişi hastalanmaz.
Bulaşmanın olduğu kimselerde virüs sindirim kanalında, farinkste, dışkıda bulunabilir.
Kişi hangi tip virüsle karşılaşmışsa o virüse karşı özel antikorlar, “Tip spesifik antikorlar geliştirir.
Burada şunu yine belirtelim: 15 yaşına gelen insanların hemen hepsi poliovirüsle karşılaşmış durumdadır.

2) Hafif hastalık: Infeksiyonun bu tipinde sinir sisteminin hastalandığına ilişkin herhangi bir klinik ve
laboratuvar belirti gelişmeden genel hastalık belirtileri ortaya çıkar. înfeksiyonun bu tipine
Abortif tip” de denir. Bu tipte üç çeşit klinik tablo gelişir. Bu klinik tablolardan biri basit bir gribe benzer.

Öteki de basit bir üst solunum yolları infeksiyonunu andırır.
Bu tabloda ateş, boğaz ağrısı, boğazda kızarıklık gibi belirtiler bulunur.
Üçüncü tabloda sindirim sistemi bozuklukları vardır. Bunlar bulantı, kusma, ishal kabızlık, karın ağrısı ve
hafif bir ateş yükselmesi biçimindedir.Virüslere boğazda, sindirim kanalı ve dışkıda rastlanabilir.
Hastanın bağışıklık sistemi, bulaşan virüs tipine karşı antikorlar üretir.

3) Felçsiz poliomiyelit: Hastalığın bu tipinde abortif tipteki belirtilerden oluşan bir ön belirtiler,
daha sonra da beyin zarının tahrişine ilişkin (meningeal iritasyon) klinik belirtilerle beyin omurilik
sıvısı değişiklikleri gelişir.Meningeal iritasyon belirtileri şunlardır: Hasta sırtüstü yatarken, bir elimizi
başının altına koyarak hastanın kafasını yataktan kaldırmak istediğimizde bir dirençle karşılaşırız.
Buna “ense sertliği” denir. Hastalar yatakta oturur duruma geçtiklerinde kollarını biraz geriye açıp
onlara dayanarak otururlar. Bu belirtiye “tripod” denir. Hastalar oturur duruma geçtiklerinde
başları da arkaya düşer. Buna da “hoyne” belirtisi denir. Sırtüstü yatan hastanın bacağını karnına
doğru topladıktan sonra, aynı bacak dizden kırılarak açılmak istendiğinde bu harekete karşı direnç belirir.
Buna da “kernig” belirtisi denir. Sırtüstü yatan hastanın başını elimizle kaldırdığımızda hastanın her iki
bacağının da kendiliğinden (istemsiz olarak) karnına doğru toplandığı görülür.

Bu belirtiye “brudzinski” belirtisi denir. Hastadan alınan beyin omurilik sıvısı örneği incelendiğinde,
bu sıvıdaki hücre ve protein miktarının arttığı buna karşılık glikoz miktarının normal kaldığı görülür.
Felçsiz poliomiyelit klinik seyri sorun yaratmaz. Hastanın genel durumu 5-7 günde düzelir.
Ancak meningeal iritasyon belirtileri yaklaşık 15 gün sürer.Hastalık kas ve sinir işlevlerinde
kalıcı bir bozukluğa yol açmaz.

4) Felçli poliomiyelit: Hastalığın bu tipi abortif tip belirtileri, meningeal iritasyon belirtileri ve beyin
omurilik sıvısı belirtileriyle başladıktan sonra felçler ortaya çıkar. Ancak çoğu hastada bu dönem
doğrudan doğruya felçlerle başlamaktadır. Bazı hastalarda hastalık iki dönemde gelişir.
Önce abortif tip belirtilerinden bir grup gelişir ve ateş yükselir. Bu belirtiler bir süre sonra kaybolur.
Bundan 5 gün sonra meningeal iritasyon belirtileriyle felçler gelişir. Çocuklarda abortif tip belirtilere
üst solunum yollarında rastlanır, erişkinlerde bunlara kas ve eklem ağrıları da eklenebilir.

Beyin yarıküreleri, beyin sapı ve omurilikte bulunan motor sinirlerin (kasları kasılmaya yönelten sinirler)
poliomiyelit nedeniyle zedelenmeleri sonucu, kaslarda güç azalması (parezi) ve/veya felç (paralizi)
gelişmesi, hastalığın yol açtığı en ciddi bozukluklardandır. Hastalığın bu etkisi nedeniyle pek çok insan
daha çocukluk çağından felçli duruma düşmektedir. Hastada gelişen felçler merkezi sinir sisteminin
etkilendiği bölgeye göre belirlenmektedir. Omurilikteki bozukluklardan kaynaklanan felçlerde önce etkilenen
bölgeyle ilgili kaslarda kramp biçiminde ağrılar ve duygu kusurları gelişir. Felç aniden gelişebileceği
gibi, önce kas güçsüzlüğü yaratarak da gelişebilir. 5 yaşından küçük çocuklarda bir bacakta
güç azalmasına sık rastlanmaktadır. 5-15 yaş arasındaki hastalarda “Parapleji” denilen iki kolda ya da
her iki bacakta felç gelişmesi ya da bir kolda güç azalması durumuna daha sık rastlanmaktadır.
15 yaşından büyük hastalarda “kuadropleji” denilen her iki kol ve bacakta felç gelişmesi durumu görülür.
Solunum kaslarının ve/veya mesanenin felce uğraması da 15 yaşının üstündeki hastalarda sık
rastlanılan bir bozukluktur. Beyin sapı bölümü etkilendiğinde kafa sinirlerinin dağılım alanlarında felç belirir.
Beyin sapındaki solunum ve/veya dolaşım merkezleri etkilendiğinde hasta, solunum ve kalp-damar sistemi
(dolaşım sistemi) bozuklukları nedeniyle ölebilir, Hastanın beyin yarıküreleri etkilendiğinde yukarıdaki
bozukluklara ek olarak ya da onlar gelişmeden bilinç bozuklukları, uyku hali ya da kolay uyarılma gibi
belirtiler de gelişebilir.

Poliovirüsün üç tipinden hangisi vücuda girmişse, yüksek tansiyon, miyokardit, akciğer ödemi ve şok gelişebilir.
Hastalığın özel bir tedavisi yoktur. Tedavi, daha çok gelişen belirtilere yöneliktir.
Poliovirüsün üç tipinden hangisi vücuda girmişse, o tipe karşı bağışıklık gelişir.
Bir tipe karşı gelişen bağışıklık ötekilerine karşı da bağışıklık sağlamaz.
İnsanlarda aktif olarak bağışıklık oluşturmak için polio aşıları kullanılır. İki tip polio aşısı vardır.
Bunlardan biri “Saik” öteki de “Sabin” aşısıdır. Saik aşısı inaktif poliovirüsler içerir.
Aşının içinde her Üç tip poliovirüs bulunur.
Saik aşısı dörder hafta arayla üç kez 1 cm deri altına zerk edilerek yapılır.
Son aşıdan 1 yıl sonra, bundan da 2-3 yıllık aralarla aşı yinelenir.
Çocuk 2 aylık olduğunda bu aşı programına başlanmalıdır.
Günümüzde sabin aşısı daha yaygın olarak kullanılmaktadır.
Çünkü bu aşı daha hızlı, daha yüksek oranda ve daha uzun süreli bir bağışıklık sağlamaktadır.
Sabin aşısı, zayıflatılmış polio-virüsleri içermektedir.
Aşı ağızdan örneğin bir kesme şeker üzerine damlatılarak kolayca verilir.
Aşı üç tip için ayrı ayrı hazırlanır.
Önce tip I sonra tip II sonra da tip III6 haftalık aralarla üç ayrı doz olarak da verilebilir.
Son aşıdan 1 ve 4 yıl sonra dördüncü ve beşinci dozlar da verilmelidir.
Çocuklar 2 aylık olduklarında aşılama programına alınmalıdırlar.



Çocuklarda İdrar Kaçırma
 
Çocuklarda İdrar Kaçırma ( Enürezi) : Üç – Dört yaşından sonra devam eden istemsiz idrar kaçırma.
Enürezi hemen her gece uykuda meydana gelir (gece işemesi). Çocuklarda seyrek olarak siyek, idrar kesesi
kusurları ya da omurilik lezyonları gibiyapısal bir nedene bağlıdır. Daha sık olarak psikolojik streslere, uzun süren
güçsüz bir hastalığa ya da aile ortamında uyumsuzluğa bağlı geçici bir durumdur.
Bozukluk genellikle ergenlikle birlikte düzelir ve erişkin yaştayalnızca yapısal bozukluğu olan hastalarda görülür.
Sara nöbetleri, omurilik lezyonları ya da ürogenital yapı bozuklukları enürezi nedeni olabilir.

Gece Korkusu
 
Gece Korkusu (Pavor Nokturnus) : Çocukluk çağında geceleri ortaya çıkan korku.

Uyuyan çocuk birden bire huzursuzlaşır, bağırır, dehşey içinde ve sabit bakışlarla kalkarak yatakta oturur.
Savunma hareketleri yapar ve çoğunlukla aile bireylerini tanımaz.Genellikle kısa süren bu nöbetlein ardından
sakin bir uyku gelir; çocuk sabah uyanınca hiçbirşey anımsamaz. Nedeni tam olarak bilinmemektedir.
Günümüzde Pavor Nokturnus çocuğun hayal gücünü etkileyebilen öyküler ve korku dolu sahneler gibi
etkenlerden kaynaklanan heyecanlara bağlanmaktadır. Nöbetler ergenlik döneminde kaybolur.

Az Su İçen Çocuklar Hasta Oluyor
 
Az Su İcen Cocuklarda Oluşa bilecek Hastalıklar

Uzmanlar özellikle çocuklarda yetersiz su tüketiminin çocuğun fiziksel ve zihinsel performansını olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Yetişkin bir bireyin vücut ağırlığının yüzde 60’ını su oluşturuyor. Bu oran prematüre bebeklerde yüzde 83 ve zamanında doğan
bebeklerde yüzde 79 gibi yüksek bir rakamda seyrederken, doğum sonrasında ilk 3. ayda yüzde 70'e, 1 yaşında da yüzde 60'a iniyor.
Su insan yaşamı için büyük bir önem taşıyor. Çünkü su besinleri ve oksijeni organlara taşmak, vücut ısısını dengelemek,
metabolizmayı düzenlemek, vücuttaki toksik maddelerin atılmasını sağlamak ve enfeksiyonlarla savaşmak gibi birçok
önemli görev üstleniyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Özgeneci Öngün, yeterli su tüketiminin çocuklarda
yetişkinlere nazaran daha büyük bir önem taşıdığına dikkat çekerek, “Su çocukların sağlıklı gelişimleri için ihtiyaç duydukları
protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral gibi yaşamsal önem taşıyan temel besin öğeleri arasında yer alıyor.
Bu nedenle çocuklarda minimum sıvı tüketimi erişkinlerin 2 katı olmalı” uyarısında bulunuyor.

İLK 6 AY SU İÇİRMEYİN!

Dr. Öngün, bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini belirterek, “Bu süreçte suyu ne kadar kaynatırsanız kaynatın,
içinde bulunan mikroplar bebeğe kolaylıkla geçebiliyor. İlk 6 ay bebeğin vücut dirence düşük olduğu için enfeksiyon
hastalıklarına yakalanma riski daha kolay oluyor. Bu yüzden su tüketimine katı gıdalara geçiş yapıldığında başlamalısınız’ diyor.

SUSUZLUK BEBEĞİ HUZURSUZ VE BİTKİN YAPIYOR

Yetersiz su alımı çocuklarda ishal ve enfeksiyon hastalıkları gibi ciddi sonuçlar ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
Üstelik vücut ağırlığının yüzde 5’i kadar su kaybı çocuklarda herhangi bir belirti de vermiyor. Vücut ağırlığının yüzde 10’u kadar
su kaybı durumunda ise; huzursuzluk, dudak ve gözlerde kuruluk gibi belirtiler ortaya çıkıyor.
Vücuttaki su kaybı yüzde 15’e ulaştığında halsizlik, baş dönmesi, bulantı, kusma ve gözyaşı azalması şeklinde belirtiler görülüyor.
Dr. Arzu Özgeneci Öngün, yetersiz su alımının bir başka göstergesinin de idrarın yoğunluğu olduğunu söyleyerek,
Koyu renkte idrar yeterince su alınmadığının önemli bir göstergesi.
Normal su içen bir çocukta idrar kokusuz açık sarı renkte oluyor” diyor. Yetersiz su tüketimi uzun vadede görme sorunları,
bilinç kaybı, hatta böbrek yetmezliği, şok ve koma gibi çok ağır tablolara da neden olabiliyor.

ZİHİNSEL PERFORMANSI DÜŞÜRÜYOR

Dr. Öngün, yetersiz su tüketiminin sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel performansı da düşürdüğü ve konsantrasyon
bozukluğuna yol açtığı uyarısında bulunarak, “Yetersiz su tüketen çocukların konsantrasyonları düşüyor ve öğrenme
yetenekleri azalıyor. Bunun sonucunda da okul çağında ise derslerinde başarılı olamıyor” diyor.



HANGİ YAŞTA, NE KADAR SU TÜKETMELİ?

Su tüketimi kuşkusuz her çocuğun yaşına, cinsiyetine, kilosuna, boyuna ve aktivite düzeyine göre değişiyor.
Ancak yine de her çocuğun mutlaka alması gereken bir ‘su’ miktarı var, Vücutta normal sıvı dengesinin korunması için
alınması gereken sıvı gereksinimi vücut yüzeyine göre hesaplanıyor. Normal sıvı gereksinimi yaklaşık olarak
1500cc/m 2/24 saat olarak hesaplanıyor Ya da harcanan kaloriye göre günlük sıvı miktarı belirleniyor.
Örneğin her 100 kaloriye 100 ml sıvı verilmesi normal kabul ediliyor.

Lösemi – Kan Kanseri
 
Lösemi nedir?
Lösemi halk arasında kan kanseri diye bilinen hastalıktır. Bu hastalıkta çoğunlukla kemik iliğinden kaynaklanan ve bir tek
hücrenin kanserleşmesi, daha sonra bu hücrenin bölünerek çoğalıp, önce kemik iliğini,daha sonra tüm organları istila
etmesi durumu söz konusudur. Eğer tedavi edilmezse olay kısa sürede hastanınkaybı ile sonuçlanır.
Çocuklarda en sık görülen kanser türü Lösemidir. Beyaz ırkta çocukluk çağında Löseminin sıklığı 100.000 canlı doğumda
yaklaşık 5 kadardır. Lösemi en sık 2 – 5 yaşları arasında görülür.
Bu dönem çocuklarda Lenf dokusunun en aktif olduğu dönemdir.

Çocuklarda Lösemiye neden olan faktörler nelerdir?
Herşeyden önce tüm kanserler gibi Löseminin de genetik bir hastalık olduğunu, yani vücudumuzdaki kanser önleyici veya
kanser yapıcı genlerdeki bazı bozukluklar sonucu ortaya çıktığını bilmek gerekir.
Bu bozulmayı kolaylaştıran bazı faktörler vardır. Bunlar arasında iyonizan radyasyon, bazı virüsler,
bazı kimyasal maddeler ve bazı genetik hastalıklar sayılabilir.

Löseminin belirtileri nelerdir?
Löseminin klinik belirtileri birçok hastalık ile karışır. Halsizlik, iştahsızlık, solukluk, düşmeyen ateş, deride
morluklar veya küçük kırmızı kanama odakları, burun ve diş etlerinden kanama, karında şişlik, lenf bezlerinde büyüme,
kol ve bacak ağrıları bunlar arasında sayılabilir. Bunlardan birinin veya birkaçının olması durumunda bir çocuk
kan ve kanser hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

Lösemi ölümcül bir hastalık mıdır?Sağ kalma oranı nedir?
Lösemi çocukluk çağında görülen kanserler arasında tedavi şansı en yüksek olanlardan biridir.
Günümüzün modern tedavi protokolleri ile akut Löseminin genel anlamda tedavi şansı %70 – 75 dir.
Bazı Lösemi tiplerinde bu oran %90 ın üzerine çıkmaktadır.

Lösemi tedavisi her hastanede yapılabilir mi?
Lösemi tam donanımlı ve Çocuk Kan ve Kanser Hastalıkları bölümü bulunan bir hastanede tedavi edilmelidir.
Bu hastalığın tedavisi ancak bu konudaki uzman kişiler tarafından yapılmalıdır

Çocuklarda Geç Konuşma Nedeni
 
B12 vitamini eksikliği geç konuşma nedeni

Beslenmedeki yetersizlikler sonucu ortaya çıkan B12 vitamini eksikliğinin, özellikle çocuklarda nörolojik bozukluğa
neden olduğu bildirildi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalı’nda görevli
Uzman Dr. Birol Baytan; beyin gelişimi için son derece önemli olan B12 vitamininin vücutta üretilemediğini,
bu nedenle dışarıdan, özellikle hayvansal gıdalarla alınması gerektiğini dile getirdi. B12 vitamininin kırmızı et ve
yumurtada yoğun olduğunu anlatan Dr. Baytan; B12 eksikliğinin çocukların büyüme ve gelişmelerinde ve yürüme,
konuşma ya da oturma gibi fonksiyonlarında gecikmeye neden olduğunu söyledi.

Çocuklarda Kekemelik
 
Denizli Devlet Hastanesi psikoloğu Selma Döndüoğlu, çocuklarda görülen kekemeliğin stresle birlikte ortaya
çıktığını söyledi. Bu durumdaki çocukların, ebeveynlerinin desteğiyle düzelebileceğini belirtti.

Konuşma bozukluklarının başında gelen kekemeliğin küçük yaşlarda başladığını vurgulayan
Psikolog Döndüoğlu, konuşurken ses, hece ve sözcüklerin uzatılması, sözcüklerin tekrarlanması ve duraklamanın
kekemelik olarak tanımlandığını ifade etti. Bunun fizyolojik ve ruhi rahatsızlık olarak ortaya çıkabildiğini
belirten Döndüoğlu, ruhi rahatsızlıklarda stres ve kaygı gibi faktörlerin kekemeliği tetiklediğini, bunların
ortadan kalkmasının konuşma bozukluklarının da düzelebileceğini anlattı. Kekemelik tedavisinin çocukluk
döneminde daha kolay olduğuna dikkat çeken Selma Döndüoğlu, “Çocuklar iletişim kurdukça konuşmaları düzelebilir.
Kekemeliklerde özellikle ergenlik döneminde yüzde 80'lere varan iyileşmeler oluyor. Yetişkinlikte bu oran azalıyor.
Kekemeliğe sebep olan şartlar değiştikçe, çocuklar diğer insanlarla daha kolay iletişim kurabiliyor.
Eğitimle kekemeliği düzeltmek de söz konusu. Çocuk, kelime haznesi genişledikçe iyileşme periyoduna girecektir.” dedi.

Kekeme çocuğu olan anne ve babalara sabır tavsiye eden Psikolog Döndüoğlu, şunları söyledi:
Kekeleyen çocuğun söylediklerini düzeltmek doğru değildir. Onu dinleyip sabırlı olun. Aile ortamında kontrolcu,
baskıcı ve otoriter davranışları ortadan kaldırın. Böylece çocukta stres azalır ve daha az kekeler.
Diğer bir önemli nokta da çocukla kesinlikle dalga geçilmemesidir.
Aksi takdirde stres ve birlikte kekemelik de artacaktır.”

Yüksek Ateş Düşürme Yöntemleri
 
Günümüzde ateşin en ufak yükselişi bile anneleri telaşlandırmakta ve hemen düşürmek çabasına sokmaktadır.
Ancak ateşin aslında çok da olumsuz bir şey olmadığını bilmenizde fayda var. Ateş zarardan çok fayda sağlar.
Vücudun mikroplara karşı savaştığının bir göstergesidir. Bilimadamları ateşi şöyle açıklıyorlar:
Vücudu istila eden çeşitli mikroplar, virüsler ve bakterilere karşı savaşan akyuvarlar interlökin adı verilen bir
hormon salgılarlar. Bu hormon beyne giderek vücut ısısını ayarlamasını söyler. Böylece vücudun ısısı artınca
akyuvar hücreleri istilacılara karşı daha iyi savaşırlar. Ayrıca yüksek ısıda bu hastalık yapan organizmalar
savunmasız kalırlar. Hatta bazen vücut ısısını çok düşürerek mikropların mineral ihtiyacını karşılamasını
önleyerek onları ölüme terkederler. Vücuda bir virüs saldırdığında ateş sayesinde vücuttaki antivirüs
maddelerinin ve interferonun üretimi hızlanır. Kısacası ateş aslında vücudun enfeksiyona karşı geliştirdiği
önemli bir savunma mekanizmasıdır. Doktorlar altı aylıktan büyük bebeklerde ateş 39 dereceyi geçmeden
düşürmeyi önermiyorlar. Ancak ağrılar sızılar çok olursa Calpol tarzı ağrıkesici ve ateş düşürücü özelliği
olan bir ilaçtan az miktarda verebiliyorlar. Ateşin kaynağı bir enfeksiyonsa antibiyotikle tedavi gerektiriyor olabilir.
Bu durumda antibiyotikler hastalıkla mücadele ettiğinden ateşi dolaylı yoldan düşürmüş olurlar.
Eğer kan zehirlenmesi ya da sıcak çarpması gibi farklı bir sebepten ateş yüksekse ateşin derhal
düşürülmesi gerekir. Ayrıca altı aydan küçük bebeklerde ateşin yüksek olması tehlikeli olabilir.
Ateş, vücudun enfeksiyonlara cevabı olduğunda nadiren 41 dereceyi geçer asla 42 dereceyi aşmaz.
Sıcak çarpması gibi durumlarda ateş 45.5 dereceye kadar yükselebilir. Acil müdehale gerekir.

Bebeğin Ateşini Nasıl Ölçeceksiniz? Genelde her annenin yaptığı gibi dudaklarınızı bebeğinizin alnına değdirin.
Eğer sıcak geliyorsa bebeğin ateşi yükselmiş demektir. Ancak bazen bebeğin dış sıcaklığı normal gibi
gözükse de iç ateşi olabilir. Bebeğinizin hareketlerinde bir anormallik seziyorsanız, hasta gibi görünüyorsa,
daha büyük çocuklarda halüsünasyon görmeler varsa ateşi derhal ölçmenizde fayda vardır.

Rektal yoldan ateşi ölçmek: Bebeğinizi alt açtığınız yere yatırın ve bezini çıkarın.
Bebeğin iki ayağını bir elinizle kavrayarak yukarı kaldırın. Eğer bebeğiniz bu şekilde huzursuz oluyorsa
onu yan yatırabilirsiniz veya dizlerinizin üzerinde yüz üstü yatırabilirsiniz. Rektal olarak kullanacağınız
dereceyi asla ağızda kullanmayın. Derecenin ağız kısmı tamamen girinceye kadar makata sokun.
Bebeğin poposunu elinizle sıkıştırarak en az iki dakika bekleyin. Bu arada bebeğinizi sakinleştirmek için
şarkı söyleyebilirsiniz veya televizyon seyrettirebilirsiniz. Bebeklerde en güvenilir yöntemdir.

Koltuk Altından Ateşi Ölçmek: Bebeğinizin koltuk atına dereceyi yerleştirin ve kolunu bir elinizle sıkıştırın.
Kolunu dirseğinden sıkıştırın ki oynama olmasın. Bu şekilde en az dört dakika tutmaya çalışın.
Bebeğinize kolunun altında bir şey olduğunu unutturmaya çalışın. Kucağınızda gezdirin.
Onu oyalamak için bildiğiniz her yöntemi deneyin.Ağız Yoluyla Ateşi Ölçmek: Ancak büyük çocuklarda
mümkündür. Dereceyi dilinin altında tutması ve ağzını kapalı tutması gerekir. Bu da çocuğunuz dört
beş yaşına gelmeden pek mümkün olmaz. Derece 2-4 dakika bu şekilde tutulmalı. Hangi Değerler normaldir?
Ağız yoluyla ölçülen ateş eğer 37 dereceyse normaldir. Koltuk altı bu değerden yarım derece kadar daha
düşüktür. Yani Koltuk altı 36.5 derece normaldir. Rektal olarak ise ateş daha yüksek çıkar.
Rektal 37.5 derece normaldir. Bebeğinizi Ne Zaman Doktora götürmelisiniz? Bebeğinizin ateşi rektal olarak
40.5 derecenin üzerindeyse, havale geçiriyorsa, sürekli ağlıyor ve sakinleşmiyorsa, ensesi sertse ve
başını öne eğemiyorsa, sıcak çarpması olasılığı varsa, cildinin her hangi bir yerinde mor noktalar varsa,
havale geçiriyorsa, iki aylıktan küçükse derhal acile götürün. Bu arada üzerini çok sarmalamayın ve ateş
düşürücü fitil uygulayın. Eğer bebeğiniz iki aylıktan büyükse, rektal ateşi 39 dereceden fazlaysa, susuz
kalma belirtileri görüyorsanız (idrar koyu sarı ve az, gözyaşı yoksa, bezinde kırmızı lekeler varsa), ateş
ilaçla düşmüyorsa, bir kaç gündür hafif seyreden ateş birden bire yükselmişse, ateş 24 saatten uzun süredir
yüksekse, bebeğiniz çok huzursuzsa, davranışında değişiklik varsa bebeğinizi uygun bir zamanda
doktora gösterin. Ateşi Nasıl Düşüreceksiniz? Ortamı 20-21 derecede tutun. Bebeğinizin üstündekileri çıkarın.
Üzerinde yalnızca badi (body) kalsın. Hava sıcaksa yalnızca beziyle dursun.
Ateş rektal olarak 39 dereceden yüksekse ateş düşürücü İbufen (yalnızca doktorunuz önerdiyse) veya
Calpol gibi ilaçlar verebilirsiniz. Ateşi düşürmek için aspirin vermeyin. Ateşin kaynağı viral bir hastalık olabilir.

Ateşi düşürmenin en iyi yolu ıslak bez uygulamasıdır. Bunun için bebeği havlu üzerine yatırın.
Bir kaba ılık su doldurun. Beş tane bez veya mendil alın. Ilık suyla ıslattığınız bezleri sırayla alnına,
kol altlarına, bacaklarının üst kısmına yayın. Bu işlemi bezler ısındıkça tekrarlayın.
Bu uygulamayı en az yarım saat sürdürün. Vücut ısısının düşmesi için bu süre gereklidir.
Bu sürenin sonunda ateşi tekrar ölçün. Bu arada kapdaki su ısınmışsa değiştirin.
Ateşi düşürmenin en etkili yolu ıslak bez uygulamasıdır. Ancak ateş tekrar yükselebilir.
Eğer ateş 24 saat boyunca tekrar tekrar yükseliyorsa mutlaka doktora danışın.
Bebeğiniz yüksek ateşliyken daha çok kaloriye gereksinim duyar. Onu sevdiği gıdalarla besleyin.
Ne yemek istiyorsa verin. Gofret çikolata cips gibi besinlerin değeri yoktur.
Ama mesela bebeğiniz muzu çok seviyorsa ona istediği kadar verebilirsiniz.
Ya da ekmek, bebe bisküvisi, meyve, yoğurt gibi. Ayrıca sıvı alımını artırmaya çalışın.
Ancak içmek istemiyorsa asla zorlamayın. Çeşitli sıvıları sürekli sunmaya devam edin.

Bu yöntemler kesinlikle doktor muayenesinin yerini tutmaz, eğer çocuğunuzda normalin üstünde
ateş var ise, hiç vakit kaybetmeden doktora götürünüz. Ve kesinlikle doktora danışmadan ilaç vermeyin.
Halüsinasyon görmesini havale geçirmesini beklemeyiniz direk doktara götürünüz.