toplist 25

Kralalemi






 
fikralar
 
oyunlar
 
resimler
 
yemek tarifleri
 
siirler
 
sozler
 
html kodlari
 



 Saldırganlık Bir İçgüdümüdür ?

Sokak serserileri toplumun bir ürünümüdür, ya da kusursuz bir toplumda da serseriler olacak mıdır ?

Bu soru toplum bilimciler ve ruh bilimciler arasında tartışma konusu olmayı sürdürmektedir.
Kuşkusuz her insanda bir “Kaç ya da Dövüş” mekanizması vardır.
Bu mekanizma uyarıldığında insanın öfke duyması ya da vücudu kaçmaya ya da dövüşmeye hazırlayan
fiziksel değişikliklere neden olur. Bu konudaki tartışma iki nokta üzerinde yoğunlaşmaktadır.
İlk olarak insanda doğuştan gelen ve kendiliğinden ortaya çıkan bir saldırganlık içgüdüsü mü vardır,
yoksa ancak uyarı alınca harekete geçen ve “öğrenme” yolu ile kazanılan bir tepki mi söz konusudur ?

Ne varki bu konudaki görüşlerin hiçbirini kanıtlamak ve tartışmayı kesin bir sonuca bağlamak mümkün değildir.

Bazı bilim adamları bu konuda hayvanları örnek gösterirler.
Hayvanlar yaşadıkları bölgeyi savunmak ve varlıklarını sürdürebilmek için saldırgan olmak zorundadırlar.
Bu görüşü savunanlara göre insanlar da anı nedenlerle saldırganlık gösterebilirler.
Saldırganlık zayıfların elenmesine yol açar, türlerin yok olmasını önler.

Freud gibi psikanalizcilerin görüşüne göre, saldırganlık güdüsü insanda doğuştan var olsa bile düş
kırıklığından ve suçluluk duygusundan kaynaklanan, tümüyle olumsuz bir niteliktir.
Saldırganlık güdüsünü yönlendirmek mümkündür. Nitekim yapılan deneyler çocukların tv de şiddet
olaylarını seyrettikten sonra saldırgan eğilimler gösterdiklerini kanıtlamıştır.
Bu olgu saldırgan olmamayı da denetlemenin mümkün olabileceğini düşündürür.

Yorgunluk hangi hallerde bir depresyon belitiri sayılabilir ?
 
Depresyon sözcüğü çoğunlukla günlük konuşmalarda çok rastgele kullanılmaktadır.
Biraz keyfi kaşan canı sıkılan bir kimse depresyon yaşadığından söz etmeye başlar.
Halbuki durum o kadar basit değildir.

Doktorlar depresyon sözcüğünü yorgunluğun yanı sıra birçok nedendn kaynaklanan
daha ileri derecede bir yetersizlik anlamında kullanırlar.
Hastaya depresyon teşhisi konabilmesi için söz konusu belirtilerin bir kaçının bir arada
ortaya çıkması gerekir. Örneğin yorgunlukla birlikte, beslenme düzeninin bozulması,
zayıflama ya da aşırı kilo alma, uyuma zorluğu, erkenden huzursuz ve yorgun uyanma,
sinirlilik, yorgunluk depresyon belirtisi olabilirler.

Yaşama, işe , cinsel ilişkilere, özel ilgi alanlarına karşı genel bir isteksizlik, ısrarla suçluluk duygusuna
kapılma, ya da intihar etmeyi düşünme depresyonun diğer belirtileridir.
Bu tür sıkıntılar içinde olan kişi doktora başvurmalıdır.

BunaLımın BeLirTiLeRi
 
Bunalımın en önemli belirtisi, kişinin normal davranışlarındaki farklılaşmadır.
Farklılaşmalar kişide kişiye göre değişir.
aşırı tedirginlik ve aşırı durgunluk biçiminde ortaya çıkan davranış farklılıklarından söz edeceğiz.
Aşağıdaki sıralama bir belirtiler listesi değil bunalım derecelerini ölçme yöntemidir.

KİŞİSEL TEPKİLER

Tedirginlik

Aburcubur yeme

Dinlenememe

Dikkatini verememe

Sürekli gerginlik

Uykusuzluk

Şaşkınlık

Korku – Panik

Durgunluk

Cİnsel İzteksizlik

Yorgunluk

Güvensizlik

Terkedilmişlik Duygusu

Kimsesizlik Hissi

Kötümserlik

Bellek Yitimi

Sürekli darılma gücenme

Her ikisinde de Ortak

Aşırı sigara içme

Aşırı içki içme

Uyumakta güçlük çekme



DAVRANIŞLARDA FARKLILAŞMA

Tedirginlik

Aşırı sinirlilik

Kolayca yönlendirilme

Sürekli tartışmaya girme

Evliliği yıkıcı davranışlar

Kendini aşırı önemseme

Durgunluk

Kontol edilemeyen davranış değişiklikleri

Üretkenliğin azalması

İşten Kayırma

İlgisizlik

Tepkilerde gecikme

İçe Kapanma

Dalgınlık

Her ikisinde de Ortak

Kararsızlık

Yanlış Davranışlar
 
Çocuğunuzla Mutlaka Oyun Oynayın
 
1-2 yaş dönemindeki çocuk, oyun oynarken ilişkilerini sağlamlaştırır.
İhtiyacı olan oyuncaktan çok, kendisiyle oynayan anne-babadır.
Anadolu Sağlık Merkezi’nden Çocuk, Ergen ve Yetişkin Psikiyatri Uzmanı Dr. Zafer Atasoy
Oyunsuz çocuk, ilişkisiz çocuktur” diyor

1-2 yaş çocuğunun oyun gelişimi nasıl seyreder?

Bir yaşındaki çocuk dış dünya ile daha yoğun ilişki kurmaya başlar.
Bu durumu, iki yaşında göreceli olarak artar.
Bu değişiklik onun sosyal özelliklerini geliştirmeye başladığının işareti olarak algılanmalıdır.
Annesi ile kurmuş olduğu ilişkinin içine artık diğer kişiler de katılır, ancak annenin ilişkideki
değeri ve ağırlığı sürer. Oyun tek kelime ile iki ayrı durumu anlatır:
Paidia’ (İngilizcesi ‘play’) yönergeli ancak serbest, kuralları olmayabilen ve ‘ludus’
(İngilizcesi ‘game’) yönergeleri kurallı oyun. 1-2 yaş arasındaki çocuk bu tanımlama
kapsamında sıklıkla paidia oyunları oynar. Bunlar bir kişinin, özellikle de annenin katıldığı oyunlardır.
Oyun süresi genellikle birkaç dakika ile sınırlıdır. Çocuk katılmayı bıraktığı zaman oyun sona erer.
Erişkinin başlattığını çocuk sonlandırmış olur. Çocuklar, kendi aralarındaki oyunu ise yardımsız yürütemezler.
Erişkin, oyunun devam edebilmesi için için gereklidir.

ERİŞKİN DAVET EDER

Bu dönemde en çok ne gibi oyunlardan hoşlanırlar?
Oyun oynama ve buna bağlı olarak hoş zaman geçirme isteği çocuktan gelmez.
Bu talep erişkinden gelmiştir. Erişkin, oyun oynamaya isteklidir, davetkardır, kışkırtıcı olur.
Oyun her an, her yerde başlayabilir ve bitebilir.
Tek başına oyun başlattıklarında ne olur? Tek başına oyunun yararları nelerdir?
Erişkinin katılmadığı ve başlatmadığı oyunları, çocuk özellikle annenin olmadığı dönemlerde sergiler.
Bu oyunlarda kuralsızlık çok belirgindir, paidia (play) olarak tanımlanan oyun türünün dışındadır.
Tek başına oyun, bu dönemdeki çocuk için sağlıklı değildir.
Anne- babaların bu yaş aralığındaki çocuklarda oyunla ilgili dikkat etmeleri gerekenler nelerdir?
Bu yaş grubunda başlatılan oyunlar hoş zaman geçirme aracıdır. İlişkiyi daha sağlıklı ve doyurucu hale getirir.
Oyunsuz kalmış çocuk ilişkisiz çocuk anlamı taşıyabilir. Bu da sağlıksız bir durumdur.
Bu nedenle, bulunan her fırsatı oyun zamanı olarak değerlendirmek çok abartılı bir durum değildir.

UZAKLAŞMA ÇABALARI SERGİLER

1-2 yaş grubu çocukların ruhsal durumları nasıl gelişir? Kişilik özellikleri nasıldır?
Çocuk, yürümeye başlamasıyla birlikte bağımsız olma girişimlerinin de başladığı bir döneme girmiştir.
Annesine gizli bir bağla bağlı gibidir.
Birçok gereksinimini hâlâ kendi başına sağlayamaz ancak anne-babadan uzaklaşma çabaları da sergilemeye başlar.

Stresin Fazla Kilolar Üzerinde Etkisi
 
Stres ve fazla kilolar

Yüksek seviyelerde kortizol salgılayan kişiler daha çok yemek, özellikle de karbonhidratlı
gıdalar seçme eğiliminde olabilirler.Bu yüzden iş değişikliği, boşanma veya bireylerin bir yakınını kaybetmesi
gibi durumlarda hızlı ve ani kilo değişiklikleri gözlenebilir Günlük yaşam içinde çok kullandığımız bir kelime oldu
stres’. Baş ağrısı, uykusuzluk, gerginlik, aşırı yemek yeme gibi birçok durum çözülemediğinde stres
kaynaklı diye düşünülebiliyor. Psikologlara göre stres onu zihninde taşıyan kişiye aittir ve her insan her
olaya aynı tepkiyi vermez. Birisi çok kaygılanır, diğeri tükenmişlik duygusu yaşar, başkası umursamaz.
Benzer türde bir olay farklı kişilerde, hatta bazen aynı insanda farklı zamanlarda farklı tepkiler ortaya çıkarabilir,
bu konuda genelleme yapılamaz. Burada en önemli değişken bireye özgü farklılıklar gösteren psikolojik mekanizmalardır.

Bir olayı algılayışımız ve onunla başa çıkabilecek becerilerimizin gücü o olayı stresli veya stres yaratmayan
olarak değerlendirmemize sebep olur. Bazı insan kaygılı ve gerilimliyken diğeri olay karşısında soğukkanlı
ve sakin olabilir. Bu çok doğaldır. Herkesin kendine özgü stresle başa çıkma tarzı vardır.
İşte yeme davranışını etkileyen de bu bireysel yöntemlerdir. Stresle başa çıkma tarzındaki seçimler sağlığımıza,
ilişkilerimize ve performansımıza zararlı olabilir.

Stres varoluş süresince hep vardı çünkü her canlı tehlikeyle karşılaşınca kendini korumaya çalışır.
Eğer savaşabileceği türden tehlikeyse bununla savaşır ama savaşamayacağı bir durum varsa o zaman kaçar.
Stres genellikle olumsuz bir şey olarak düşünülür. Aşırı stres ciddi sorunlar yaratsa da dozunda stresin olumlu
bir yanı da vardır. Herkes için değişebilen ama belirli dozda stres, varoluşun olumlu bir özelliğidir ve etkili
bir işleyiş için gereklidir. Bu tür stres organizmada fiziksel ve ruhsal gelişmelere, büyümeye ve olgunlaşmaya yol açar.
Stresli durumların metabolizmamızda yarattığı etkilerden birisi de hormonların etkilenmesidir.
Stresle glikoz metabolizmasını sağlayan ve böbreküstü bezleri tarafından salgılanan önemli bir hormon olan kortizol etkilenir.



Yağ rezervi artar

Kortizolün sinirlilik ve stres hallerinde bedenin göstereceği tepkileri frenleyici etkisi vardır.
Stres ve sinirlilik hallerinde bütün vücudumuz bir alarm verilmiş gibi tepkiye hazırdır. Kortizolün yükselmesi
durumunda insan bünyesi enerji yakmaktan daha çok enerji üretme ve depolama halinde olur. Haftalarca,
aylarca devamlı stres altında olan insanın yağ rezervleri artabilir. Sonuç olarak kortizolün yükselmesi, kişiye kendini
daha aç hissettirir. Kendini aç hisseden kişinin eli de sık sık yiyeceklere uzanır! Kortizol salgısı kişiden kişiye değişir.
Bazı insanlar strese karşı farklı tepkiler vermek üzere ‘kurulmuştur’. Benzer durumlarda iki kişi farklı seviyelerde kortizol salgılayabilir.

Yüksek seviyelerde kortizol salgılayan kişiler daha çok yemek, özellikle de karbonhidratlı gıdalar seçme eğiliminde olabilirler.
Bu yüzden iş değişikliği, boşanma veya bireylerin bir yakınını kaybetmesi gibi durumlarda hızlı ve ani kilo değişiklikleri gözlenebilir.
Böyle durumda bireyin kilo vermesi için diyetisyen, hekim ve psikolog işbirliği çok önemlidir.

Gevşeme tekniği kullanılabilir

Kortizol salınımını etkilemeyen stres düzeylerindeyse en büyük yanılgı duygularımızla fizyolojik açlığın birbirine karışmasıdır.
Çünkü birçok duygu açlıkla karışır. Güvensizlik, yalnızlık, üzüntü, ağır kayıplar, ayrılık, belirsizlik,
endişe gibi duygu durumlarına birey yemeği bir koltuk değneği olarak görüp çareyi yiyeceklerde ararsa geçici ama
tehlikeli bir kısır döngü içinde kendini iyi hisseder. Ancak bu durumu çözebilmek için bireyin kendi farkındalığı ve inancı
en önemli anahtardır. Çoğu zaman çevremizdeki arkadaşımız veya ailemizdeki bazı bireylerde bu durumu fark edip onlara
anlatırız ama çoğu zaman bizi dinlermiş gibi yapıp hiç aldırmazlar İşte bu noktada farkındalık için mutlaka psikolog
desteği önemlidir. Birey kendi motivasyonunu keşfetmediği sürece kilo kaybı kısa süreli olur yaşam biçimi ve beslenme
alışkanlığında kalıcı çözüm için bireyin adanmışlık diyebileceğimiz ölçüde arzulu olması gerekir.
Stresle baş etmek için problem çözme teknikleri veya meditasyon, egzersiz gibi gevşeme teknikleri kullanılabilir.
Meditasyon nefes gibi derinlemesine gevşeme teknikleri sinir sistemi rahatlatır, kasların gerginliğini azaltır.
Çok gergin ya da üzüntülü durumlarda gevşeme egzersizleri bu gerilimi tümüyle yok etmez ama azaltabilir.

Sorunun ne olduğunun açığa kavuşturulması da stresin çoğunu hafifletir. Sorunu saptadıktan sonra olabildiğince
çok seçenek üretilip çözüme odaklanmak gerekir. Bir çözüm yolu seçme ve eyleme geçmenin ardından sonuçları
takip etmek de değişimin devamı için önemlidir.